DİHA - Dicle Haber Ajansı

Ekoloji

'Kapitalizm gıdasını yetiştiren insandan korkar'

 
12 Temmuz
09:10 2016

ANKARA (DİHA) - Ekolojik yolla toplumsal dönüşüme inanan ve kent tarımcılığı üzerine dünya ölçeğinde çalışmaları olan Emet Değirmenci, kent tarımcılığı ile toplumun kendi kendine yetebileceğini söylüyor. Kent tarımcılığını "endüstriyalizmle doğadan koparılan insanın tekrar toprakla buluşması" olarak tanımlayan Değirmenci, insanların var olan hâkim kültürden kendilerini ayırmadıkça, ütopyalarında yol alamayacaklarını belirtti.

İnsanların doğasından kopartılarak kentlerin betonarme yaşamlarına hapsedilmesine karşı alternatif "Kent tarımcılığı" üzerinde dünya ölçeğinde çalışmalar yapan ekolojik tasarımcısı, ekofeminist ve gıda özgürlüğü araştırmacısı Emet Değirmenci, kapitalizmin kent tarımcılığından korkuttuğunu dile getirerek, doğanın bir parçası olan insanların iktidarlar eli ile topraktan koparıldığını ve buna yabancılaştırıldığını söyledi.

"Gıdasını kendi yetiştiren insan kapitalizmi korkutur" sözleriyle ile kent tarımcığını anlatan Değirmenci, DİHA'nın sorularını yanıtladı.

* Hangi ihtiyaç sizi kent tarımcılığı üzerine çalışmaya itti?

Kısaca kentlerde yaşarken topraktan kopmama duygu ve düşüncesi diyebilirim. Toprağın iyileştirici ve terapisel duygusunu her zaman önemli bulurum. Sanırım sağlıklı gıda üretimine dayalı bir yaşam çevresinde sosyalleşmeye önem vermem bunda büyük etken. Kokusunu ve tadını duyumsayarak dostlarla tüketilen bir ürünün mutluluğu paha biçilmez. Erken gençlik dönemimde kapitalist endüstriyel tüketim sisteminin alternatifi ne olmalı diye ekoloji temelli bir sorgulama beni toplumsal ekoloji felsefesi ve ilkeleriyle buluşturdu.

* Nedir kent tarımcılığı? Biraz açabilir misiniz?

Kent tarımcılığıyla kentin gıda ihtiyaçlarının bir kısmı kent içi ve çevresinden karşılanır. Aynı zamanda kentle-kır arasında kopan bağ, onarılmaya çalışılır. Başka bir deyişle endüstriyalizme doğadan koparılan insanın tekrar toprakla buluşmasıdır.

* Kent tarımcılığının kulanım alanları nerelerdir?

Bu durum, küçük alanlarda tarım dediğimiz saksı vb minik bir alan olabileceği gibi, balkon ya da bir binanın açıkta olan duvarında dibinde de olabilir. Bunun yanında alanımız toplumsal kent bahçesi gibi kamusal bir alan, ya da bir kişiye özel kullanılmış bir alanda gıda ormanı veya tarımsal ormancılık alanı da olabilir. Dolayısıyla çatı bahçesinden balkon bahçesine, sitemizin çevresinde dikine alan kullanımı dâhil birçok yerde yapılabilir kent tarımcılığı.

* Sizce tarım, doğadan ve topraktan tamamen kopmuş ve yabancılaşmış mıdır?

Elbette ki yabancılaştığı durumlar vardır. Endüstri devrimiyle üretimin makineleşmesi tüketimi de ruhsuzlaştırdı. Eskiden tarımla uğraşanlar adeta zanaatçıydı. Yaratıcılıkları vardı. Yaptığı işin inceliklerini zevkle anlatıyordu. Elbette burada toprak ağalarını ve derebeylik dönemini nostaljik bir şekilde anamayız. Bir dizi baskının ve hiyerarşinin emrivaki durumların olduğu, kadının tarım işçisi doğuran köleler olduğu duruma şahsen geri dönmek istemem.

* Tarım, neoliberal kapitalist sistemin temel bir bileşeni haline geldi mi?

Kapitalizm pratiğe yansıyan temel prensibi; "Ya büyü ya da öl"dür. 1990'lardan itibaren tarımın şirketleşmesi ve büyük tarım işletmelerine hızla bir geçiş oldu. Oysa Amerika dâhil 1975'lere kadar nüfusun yüzde 75'ini geleneksel aile tarımı besliyordu. Türkiye ise 80'lerdeki neoliberal politikalara kadar kendi kendini besleyen dünyadaki istisnai ülkelerden biriydi. Şimdi buğday dâhil dışarıdan alır durumdayız. Bildiğiniz gibi Türkiye'de küçük tarım arazilerinin birleştirilmesi sürdürülüyor. Hepsinin altında tarımı büyük şirketlere devretmek olduğunu söyleyebiliriz. Tavuk yumurtasının, et hayvanlarının, buğdayın endüstrileşmesi hızla sürüyor. Şirketleşmeyen köylünün yaşaması olanaksız hale gelmiş. Bu yüzden tarımın endüstrileştiğini ve kapitalizmin temel bileşeni haline getirildiğini söyleyebiliriz.

* Kent tarımcılığı alternatif tarımcılığa örnek olabilir mi?

Bilmiyorum, geldiğimiz noktada kaybettiğimiz değerleri geri getirmenin adı "alternatif" olabilir mi? Yerel ve "organik" yetiştirerek gelecek kuşaklara sağlıklı toprak teslim etmeyi amaçlıyoruz. Yalnızca çevreyle ilgili ayak izimizi azaltmak değil. Burada organiğin altı çizili şekilde tırnak işareti içinde vermemin nedeni organik ötesine geçmemiz gerektiği üzerine bir vurgu yapmayı gerekli görmemden kaynaklanıyor. Çünkü organik standartlarda toprak belli ölçüde korunuyor ve bu işi oldukça dürüst yapanlar da var. Fakat organik ürün pahalı ve bir endüstri haline gelmiş durumdadır. Standartlara uygun paketlemedi diye organik pazardan kovulan çiftçilerin olduğunu biliyorum. Yani kendimizi var olan hâkim kültürden ayırmadıkça ütopyalarımızda yol alamayız.

* Kent tarımcılığının, tarımcılığı rant kapısı haline getiren iktidarları korkutan bir yanı var mı?

Elbette gıda bağımsızlığı çok önemlidir. Gıdasını kendi yetiştiren insan kapitalizmi korkutur. Amerikan başkanlarında birinin şöyle bir deyimi vardır: "Ülke sınırlarını belki silahla kontrol edebiliriz. Ancak gıdasını yetiştiren ve tohumuna sahip çıkan kişileri kontrol altına almamız zor." Dolayısıyla mahalleli gıdasını üretirken sosyalleşir. Yöreye estetik gelir. Sonra da orada arazi ve daire fiyatları artmaya başlar. Dolayısıyla rantçıların göz diktiği alanlar haline gelir. İşte jentrifikasyon dediğimiz budur.

* En son endüstriyalizmin kentleri tüketim odaklı hale getirdiğini ifade etmiştiniz, biraz açar mısınız?

Üretimden kopan insan tüketimin hem öznesi hem de nesnesi haline gelmiş durumadır. Endüstriyalizm bugün topraklarımızı yalnızca monokültürle Genetiği Değiştirilmiş Gıdalarla (GDO) sağlıksız hale getirmedi. Belki GDO'lu ürünle hibrit arabalara ekolojik yakıt sağlandı ama dünyada besin değeri olmayan gıdalarla beslenmek zorunda bırakılan yeni tür açlık yaratıldı. Böylece yaşam kalitemiz yükselmedi. Düşürüldü! İhtiyaçlarımız yapay hale getirildi ve tüketim atıkları arttırıldı. Gıdasını üreten kişi kendi sağlığına, gelecek nesillerin suyuna, toprağına ve havasına da sahip çıkıyor demektir. İşte yaşam kalitesini yükseltme kentte gıda üretme anlamında burada odaklanıyor.

(sg/kk)



Paylaş

EN ÇOK OKUNANLAR